4 Ekim 2014 Cumartesi

Kurtlara Söyle Eve Döndüm







                                                Kitap Adı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm
                                                Orijinal Adı: Tell The Wolves I'm Home
                                                Yayınevi: MARTI 
                                                Yazarı: Carol Rifka Brunt



Size sadece uzun gelebilecek, ama benim için asırlar kadar uzun zaman sonra yeni bir kitap incelemesiyle karşınızdayım. Neden bu kadar bekledi acaba diye merak edenler varsa eğer, sebebi kesinlikle ders yoğunluğum ya da az okumam değil. Kendimi bir türlü hazır hissedemedim bu kitabı yorumlamak için, o kadar derin ve anlatması zor bir kitapla karşılaştım ki ilk sayfasından itibaren kesinlikle yorumlamam gereken ama nasıl yapacağımı bilemediğim bir hikaye okuduğumun farkındaydım ve kara kara düşünmeye başladım. Bu kitap çok farklı, can yakan ve okuyanı derin düşüncelerle baş başa bırakan bir kitap. Bu hikaye sevginin, sıra dışı bir dostluğun ve kız kardeşlerin hikayesi...




                               ----------------------------------------------------------








Kitabın ana karakteri olan June Elbus, Orta Çağ ve onunla ilgili her şeye oldukça meraklı, eski tarz kıyafetlerden hoşlanan ve sürekli dayısının kendisine hediye ettiği eski moda çizmeleri giyen, garip bir şekilde okulun yakınındaki ormanda huzur bulan bir kız. Birlikte vakit geçirmekten en çok keyif aldığı kişi ise dayısı Finn ancak ona duyduğu hayranlık kimseye anlatamadığı kadar derin ve yoğun. Sorunlar da işte bu noktada başlıyor çünkü Finn AIDS hastası ve fazla vaktinin kalmadığını biliyor. Tek istediği birbirleriyle bir türlü geçinemeyen yeğenleri June ve onun ablası Greta'yı bir portrede resmetmek ve aralarında bir bağ kurmak. Acaba Finn'in önlenemez ölümünden sonra June hangi sorunlarla başa çıkmaya çalışacak ? Dayısının esrarengiz erkek arkadaşının sırrı ne ? Peki ya şu ünlü portreye ne olacak ? 


                               ------------------------------------------------

                                              

Öncelikle kitabın tuhaf bir şekilde güzel olan isminin nereden geldiğini açıklamam gerekiyor sanırım. Finn, çizdiği portrenin negatif alanında bir kurt kafası belirecek şekilde tamamlıyor portreyi ve bunu yalnızca June 'un fark edeceği bir sır olarak saklıyor. Portre o kadar güzel ve değerli ki kitabın ana ögesi denilebilir ve olaylar onun etrafında şekilleniyor. Finn 'in AIDS hastası olması kitabın vıcık vıcık bir dram olmasına neden olmamış, yazarın yumuşak anlatımıyla okurken bu kısımları hasarsız atlatıyorsunuz. Kitapta bir kızın dayısına aşık olması elbette ki okuyucu tarafından garipsenecektir ancak, bunun bildiğimiz türden bir aşk olmadığını belirtmem gerekiyor, ilerleyen sayfalarda bunun derin bir sevgi ve çok değer verdiği birini kaybedeceğini bilmiş olmanın getirdiği hayranlık ve bağlanma hissi olduğu anlaşılıyor. Anlatılan hikaye o kadar işliyor ki insana hiç bitmese keşke dedirtiyor. Toby 'nin Finn ile sevgili olması, başta June ve ailesinin aklına Finn 'in hastalığıyla ilgili tek bir ihtimal gelmesine sebep oluyor ancak olaylar geliştikçe durumun bu kadar basit olmadığını anlıyoruz.Okudukça Toby 'nin sevecenliğine, kendi aşkına ve June 'a sadece Finn 'in hatırı olmadan da sahip çıkışına hayran kaldım ve bir insan bu kadar fedakar olabilir mi dedim kendi kendime.Aşkın çok farklı tür ve biçimlerini içinde barındırıyor kitap, bu yüzden okurken çoğuz kez çelişkide bırakıyor insanı, ben olsam ne yapardım diye düşündürüyor. Hayatta hiçbir şeyin kesin bir cevabı olmadığı gibi yaşananlar da tek bir doğru veya tek bir yanlış algısına dayanmıyor, yazar özellikle bu kısmı çok başarılı bir şekilde irdelemiş. June 'un ormanda kurtların sesini duyması ve portrede  kurt detayının bulunması kitapta konu birliği ögesine tamamen uymuş bu da çok hoşuma gitti kesinlikle. Kitapta sanata dair çok fazla detay var, ilk sayfalarda akılda tutmak çok zor geliyor ancak ilerleyen kısımlarda her detaya ve mekana hakim olup 80' li yıllara yolculuk yapmak mümkün.


                                --------------------------------------------------



                                            (SPOILER İÇERİR!!!!!) 



 Kitaptan daha vurucu bir son bekledim aslında. O portredeki sonradan eklenen şeylerin hiç düzeltilmemesini bekliyordum mesela ya da Greta ile June 'un arasının yeniden iyi olmamasını bekledim ama bunların hiç biri olmasa da sadece Toby 'nin kurtulmasını ümit ettim. Ayrıca kitaptaki tek sinir bozucu karakterin Greta gibi lanse edilmesi de kesinlikle haksızlıktı. Ortada tek bir sorunlu karakter varsa bu da June ve Greta 'nın annesi yani Finn 'in ablası olan Danni karakteri bence. İnsan kendi öz kardeşinin hastalığına bu kadar kayıtsız kalıp nasıl sadece sebeplerle ilgilenebilir ve bu sınırlı zamanın kıymetini bilemez dedirtti bana yalnızca.



                      ------------------------------------------------



Uzun lafın kısası, başta ön yargıyla yaklaştığım, ancak okudukça daha önce neden fark edip de okumadım dediğim bu kitap, kalbinizde kocaman bir sızı bırakacak, sevginin sınırları ve aşkın türleriyle ilgili düşündürecek ve kocaman bir gözyaşının yanaklarınızdan süzülmesine sebep olacak.

Not: MARTI Yayınları son dönemin en başarılı kitaplarını yayınlıyor, eğer bu zamana kadar gözünüzden kaçtıysa dikkat çekmek isterim





Okurken dinlersiniz diye..




                                            




4 yorum:

  1. Ödül getirdim :)

    http://mehtapvekitap.blogspot.com/2014/10/odullendim.html

    YanıtlaSil
  2. Kitabı yeni okudum. Gerçek anlamda bazı lafları damardan damardan işledi. Durup "Evet lan niye öyle?" dediğim çok şey oldu. Okudukça düşüncelere sürüklendim, keyfim kaçtı. Yani bana bunları hissettirecek kadar iyiydi. Anlatımı, olayları birbirine bağlayışı her bir karakterin kişilikleri geçmişleri ve her şeyin ortasında anlatıcı karakterin temsil ettiği asosyalite problemi... Evet eşcinsellik meselesinden daha çok etkiledi o hayalperestlik, toplumdan kopukluk, çekingenlik, iç çekişmeler ve kıskançlıklarla June. Onu hissettim, onu anladım. Bir parça kendimi buldum. Bu türden bir şeye en son Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nda yaşamıştım. Çok sık yaşamıyorum bu da yaşarsam değerli yapıyor.

    Ayrıca yazımda da kitaptan asosyallik bağlamında bahsettim.

    YanıtlaSil
  3. Kitabı yeni okudum. Gerçek anlamda bazı lafları damardan damardan işledi. Durup "Evet lan niye öyle?" dediğim çok şey oldu. Okudukça düşüncelere sürüklendim, keyfim kaçtı. Yani bana bunları hissettirecek kadar iyiydi. Anlatımı, olayları birbirine bağlayışı her bir karakterin kişilikleri geçmişleri ve her şeyin ortasında anlatıcı karakterin temsil ettiği asosyalite problemi... Evet eşcinsellik meselesinden daha çok etkiledi o hayalperestlik, toplumdan kopukluk, çekingenlik, iç çekişmeler ve kıskançlıklarla June. Onu hissettim, onu anladım. Bir parça kendimi buldum. Bu türden bir şeye en son Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nda yaşamıştım. Çok sık yaşamıyorum bu da yaşarsam değerli yapıyor.

    Ayrıca yazımda da kitaptan asosyallik bağlamında bahsettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, öncelikle yazınızı okudum ve kesinlikle katılıyorum, kitaba başladığım an en sevdiğim karakterin June olacağını anlamam da bu sebeptendi, abartısız ve sade bir şekilde yazar tarafından işlenen, June' un kişiliğinde abartılı durmayan asosyallik ve bununla beraber karakterin ve diğer yan karakterlerin de içinde bulunduğu durumun dramatize edilmeyişi. Çok orijinal bir karakterdi June, çekingen ve uzak duruşunun ardında aslında çok güçlü bir kişiliğe sahip oluşu harika betimlenmişti,okuyucunun ön yargılarını kırmak için kullanılan sert ama etkileyici olay örgüsüyle birlikte, insanı bolca düşündüren bir kitaptı hiç kuşkusuz.
      Asosyal ve kitap tutkunu karakterlere ayrı bir sempati besleyen benim gibi çoğu okur için de unutulmayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum, fikrinizi paylaştığınız için de ayrıca teşekkür ederim.

      Sil

Yorumlarla yaşıyoruz